5 Nisan 2012 Perşembe

BAKIŞ AŞISI


Evde temizlik var. Kadın gelmiş. Heryer heryerde. Derin 3 yaşlarında filan inanılmaz hareketli sürekli bir karıştırma, orayı burayı çekiştirme derdinde. Tuvalet masamın tozu alınsın diye üzerindekileri yatağımın üzerine yaymışım. Derin de fırsatı kaçırmamış, yatağın üzerine tırmanmış. Tüm malzemeleri tek tek inceliyor, Herşey o kadar ilginç ki onun için, kapaklarını açıyor, içlerini orasına burasına sürüyor, yalayıp tadına bakıyor, bir yandan da beni soru yağmuruna tutuyor:
“Anne bu ne?”
“Ruj ya kızım” daha cümlemi tamamlamadan bir bakıyorum dudaklar hoooppp kıpkırmızı olmuş bile.
“Anne bu ne?”
“Parfüm canım”. Hoopppp 5 fıs şeftali lekeli tişörtün üstüne.
“Anne bu ne?”
“Tuzluk. Hı, tuzluk mu? Ver bakıyım onu bana sen ne işi var onun burda”
Sonra birden bir önceki güne dönüyorum. Derin salonda benden tuzluk istiyor. Tuzluğu alıyorum mutfaktan sonra istikamet benim odam, tuvalet masasına bırakıyorum elimdeki tuzluğu. Onun yerine bir oje alıp Derine uzatıyorum. Derin de ojeyi açıp sürmeye çalışıyor.  İkimizde tuzluğun varlığını unutuyoruz. Derin tuzsuz yiyor, tuzluk tuvalet masamı süslüyor. Allahım kafam ne kadar karışık bu son günlerde.
“Anne bu ne?”
“Fırça canım”
“Ne fırçası, çok küçük bu saçımı tarayamıyorum?”
“Saçın için değil far fırçası o, hay Allahım ya ne komik bir çocuksun sen”
“Far ne?”
“Hani makyaj yaparken gözünün üzerine renkli bişeyler sürersin ya”
“Ben sürmem”
“Tamam sen sürme ben sürerim”
“Yok sende sürme renkli şeyler gözüne. Böyle olsun gözün”
“Tamam sürmem”
“O zaman bu fırça benim olsun barbiemin saçını tararım”
“Hayır Derin o benim fırçam”
“Ama söz verdin gözüne far sürmeyecektin”
“Far sürme diyorum, far sürme diyorum anne far sürme”
Ühühühühühüh
Ağlamalar
“Tamam Derinciğim ağlama bak bu neymiş?”
“Ne neymiş?” sümüklü bir burun ve yaşlı gözlerle meraklı bakışlar
Sen önce bir sümkür bakayım şuna
“Fırrtttttt, ama sen far sürme olur mu güzel anne?”
“Tamam kurabiyem”
“Anne bu ne?”
Yatağın üzerindeki tüm malzemeleri ne olduklarını bilmesine rağmen tek tek soruyor.  Ve ben tek tek cevap vermeliyim zira kendisi “terrible two” sendromunu tam olarak atlatmış değil ve en ufak bir yanlış hareket susmaksızın minimum yarım saat ağlamasına neden olabilir.
Üzerinden ne kadar zaman geçti bilemiyorum ve ben kaç malzemenin ismini ve işlevini açıklamak zorunda kaldım. Derin eline yeniden bir krem aldı:
“Anne bu ne?”
“Bakıyım, ha topuk kremi canım”
Elindekini kenara koyup sorularına devam etti. Tuvalet masamın üzerinde onca şey olduğunu o ana kadar nasıl farketmemiştim? Hepsini yatağın üzerine yaydığıma lanet ettim. Toz moz alınmasaydı ya, onlar tozlu güzeldi orda. Hem birazcık tozun kime zararı vardı ki. Ağzım kurudu valla açıklama yapmaktan.
“Anne bu ne?”
“Koltuk altı spreyi”
“Derin yeter Allah aşkına sorma ya sorma!”
Sonra birden aniden tüm eziyet sona erdi. Yatağın köşesine geldi, önce poposunu çevirdi sonra bacaklarını aşağı sallandırdı sonra da minik çıplak ayaklarını yere vura vura odadan uzaklaştı. Böyle aniden yaptığı işi kesip hızlıca bir odayı terkediyorsa ve bir süre sessiz kalırsa muhakkak hoşuma gitmeyecek bişeyler yapıyordur, tecrübeyle sabittir. Kaybolmasının üzerinden yeterli miktarda süre geçti. Yeterli miktar eşittir çocuğunuza muzipçe bir iş çevirmek için gerekli olan zaman dilimi!.  Daha önce bünyeye yüklenmiş bu bilgiyle sessizce koridora yürüdüm. 70 metrekare evde çıplak ayaklı bir veleti  bulmak zor olmadı tabii. Kendisini ayakkabılığın önünde buldum.
Bilenler bilir ben topuklu ayakkabıları çok severim. Böyle uzunlu kısalı ama muhakkak topuklu renk renk desen desen çeşit çeşit ayakkabılarım vardır benim. Öyle bilinçli ayakkabı kullanıcıları gibi giydikten sonra temizleyip kutularına filan da kaldırmam ben. Bir kısmı dolabın içindedir ama en gözde olanları ayakkabılığın görünen rafına yerleştiririm sergilemek için. Ne bileyim saçma belki biliyorum ama yine de eve girince ayakkabılıkta onların beni karşılıyor olmasını çok seviyorum ve hep de sevdim.  O eski evimizdeki ayakkabılık rafı da tam Derin’in boyuna göreydi. Buarada fazla yaklaşmamalıydım yoksa hemen her ne yapıyorsa bırakıp kaçabilirdi. Bir baktım yere oturmuş, tüm o harika ayakkabılarımı yere indirmiş. Bir kısmı kucağında bir kısmı yerde. Sümükleri yüzünden nefes alışları hızlanmış, dilini dudağının köşesine yerleştirmiş hararetli hararetli birşeyler yapıyor. Biraz daha yakınlaşmam lazım daha iyi görebilmek için. Yaklaşıyorum da.
“Elinde beyaz birşey var, dur bakayım krem mi o? Evet evet krem. E iyi de kremle ne yapıyor?”
Büyük bir itinayla eline sıkıyor, sonra da ayakkabıların topuklarına sürüyor.
“Neden Allahım neden?”
“Derin” dememle yerinden fırlaması bir oldu. Topuklarını vura vura kaçtı odasına sonra da kapıyı kapattı. Belli ki yaptığı şeyin bir suç olduğunu düşünmüş, kendine şerrimden korunmak için bir yer arıyor. Ayakkabılarıma yaklaşıyorum. Hepsinin topukları vıcık vıcık olmuş. Kremi elime alıyorum ve basıyorum kahkahayı.
“Topuk kremi!” “Ahhh Derin yaaaaa hahahahahahaJ
Çok gülüp, eşe dosta da anlatılıp onları da neşelendiren bu hikayenin üzerinden çok geçmiyor. Bir gün salonda kahvaltı ediyoruz. Tabağımdaki hareketli zeytin mideme inmeye direniyor ve daha fazla tabakta durmaması gerektiğini düşünerek atıyor kendini yere. Yuvarlana yuvarlana koltuğun altına doğru bir yolculuğa çıkıyor. Aslında o kadar üşeniyorum ki, zeytinimi orada bırakıp yeni bir zeytin ağacı oluşturmasına müsaade edebilirim. Fakat temizlikçi kadından çekiniyorum. Bu temizlikçi kadından çekinme durumu da nedir hiç anlamıyorum. Ama bir tek bende yok bu endişe inanın. Birkaç yaz önce yazlıkta bir arkadaşımın evine gitmiştim. Annesi başını bağlamış hummalı bir temizlik içine girmişti. Ama öyle üstten toz filan alma değil, bildiğin kapı baca, dip köşe.
 Görünce “Kolay gelsin Sevin Teyze” dedim. Arkadaşım benim lafımın üzerine gözlerini devirerek
“Anne yeter ya dedi, yeter. Yine gelince kadın yatacak yarın”.
“Ne kadını ?” dedim.
“Yarın temizlikçi kadın gelecek” dedi Ebru.
Ben öyle anlamsız gözlerle bakınca açıklama yapmak zorunda hissetti kendini.
“Annem kadın gelmeden önce temizlik yapar, kadından çekiniyomuş”
Bunun üzerine hepbirlikte güleceğiz sandım baktım kimse gülmüyor ben de sustum. Sonra birşey daha söyledi ki bu beni hepten kopardı artık bayağı gülüyordum:
“Geçen gelişinde kadın başım dönüyor dedi. Ona kardeşimin odasında yer yaptı annem. Kadın uyudu annem iş yaptı.”
Konudan saptım yine ama böyle komik olaylar yaşanıyor nitekimJ Ben de Sevin Teyze kadar olmasa da temizlikçi kadından çekiniyordum ve o zeytini orada bırakamazdım. Yuvarlanan zeytinimi gözlerimle takip ettim. Kaybolduğu koltuğun altına eğildim. Bir demet toz ve saç yumağı, onun kenarında bir barbie kolu, bir pet şişe kapağı, bir deodorant ve benim zeytinim.
Elimdekilerle ayağa kalktım belimi tutarak.
“Hadi bunlar neyse de bu deodorantın burda ne işi var” diye söyleniyordum kendi kendime.
“Bırak anne onu” dedi Derin. “Onun yeri orası, koltuk altı spreyi o. Orada duracak!”.
İlahi Derin ya, ilahi evladım. HahahahahahaJ))
Sonuç mu? Sonuç monuç yok. Sadece bakış açısı var. Büyüdükçe bize dayatılan şeyleri öğreniyoruz, hayalgücümüzü kullanmayı unutuyoruz. Artık her kelimenin her cümlenin beynimize enjekte edilmiş bir anlamı oluyor. Başka bir açıdan bakmak aklımıza bile gelmiyor. Kızımla başka pencerelerden bakmayı öğreniyorum ben aslında. Ve büyüdükçe onun da bizim pencerelerimizden bakmaya başladığını üzüntüyle farkediyorum. Karikatürdeki gibi eczaneye gidip farklı bir “bakış aşısı” alasım var ya da iğneleyici birkaç söz de beni kendime getirebilir.

3 yorum:

Adsız dedi ki...

Bir solukta okumak bu sanirim...Bumudur?Budur....Profesyonel mi hemde nasil.Cok guzel yolda gidiyorsun.Bunlari yedeklemeyi unutma..Siten silinirse falan...Kitabin iskelesi yavas yavas olusuyor sanirim...

Itır dedi ki...

Hahaha derin yaaa...ben bu topuk kremi olayını hatırlıyorum :)

Biyolojik anne dedi ki...

Koltuk altı olayını da hatırlıyosun aslında da unutmuşsun onu:))))

Yorum Gönder

 
;