27 Aralık 2012 Perşembe 0 yorum


Tarafımdan yapılmış hiçbişeye dayanmayan araştırmalara göre Türk halkının yeni yıla bu denli ruhsuz girmesinin sebebi, geceyarısı çıkan dansözden buyana kendini heyecanlandıracak daha absürd bir olay daha bulamamasıdır! Benim önerim saat tam 12'de Mayaların kıyametini kopartmak olabilir ama o bile 80 lerdeki memelerini sallayıp göbeğini titreten Nesrin Topkapı'dan daha heyecan verici olamaz. Yazık...
11 Aralık 2012 Salı 0 yorum

GÜNÜMÜN DUASI



Günümün duası:

- Kuaförümün saçımın doğal rengini beğendiği gerekçesiyle çıkan beyazlarımı TEK TEK boyaması mı?
- Ocak başına kadar 58 kiloya (şuan 62 yim) ineceğime dair iş arkadaşlarımın birisiyle 200 diğeriyle 500 TL’sine iddaya girmem mi?
- 500 TL sine iddaya girdiğim arkadaşımın başka bir arkadaşla, bana zararlı şeyler yedirip şişmanlatması karşılığında benden alacağı parayı kırışmak için yaptıkları gizli anlaşmayı keşfetmem mi?
- MR a girerken korkup ağladığım dan çalışanlardan biri olan Fatma teyzeyi elimi tutması için çağıran görüntümele merkezinin Fatma teyzeyi diğer işlerinin yanında bu iş için de istihdam ettiğini öğrenmem mi?
- “Anne benim çocuğum olsa onu da sever misin?” diye soran kızıma “Of hem nasıl, deliririm” diye cevap verince, kızımın “ama onu daha çok seversin kesin” diyerek tam 20 dakika ağlaması mı?

daha komik ve absürd bilemiyorum ama sevgili Allahım bana tüm bu delilikleri görebilme yetisi vererek hayatımı daha neşeli ve yaşanabilir kıldığın için sana binlerce şükürler olsun. Amin.
3 Aralık 2012 Pazartesi 0 yorum

BEN SİZE DEMİŞTİM!!!


Önce kocaman açıldılar, sonra şaşkınlıkla birbirlerine doğru devrildiler, sonra kısılıp yaşlarla doldular. Ama ağlamaktan değil gülmekten. Ne mi bunlar? Göz göz. İkisi Vedat’a ikisi kardeşim Dido’ya ait. Benim bakışlarım ise şaşkın değil. Üzgün ve sinirli. Tamam biraz bön bön  de bakıyor olabilirim, içinde çokça da “Ben size söylemiştim !” var. Aslında böğürerek ağlamak istiyorum. Ya Allah aşına siz söyleyin:
“Düşerim ben burdan yapmayın etmeyin ben çıkmayım üst kata siz beni dönüşte alırsınız “ dese zavallı bir ölümlü, siz onu yine de zorla üst kata çıkarmak için zorlar hatta arkasından itekler misiniz?.Hele ki bu kadar sakar olduğuma eminseniz bu kız kesin burdan yuvarlanır deyip engellemeye bile çalışmaz mısınız? Sizin gibi duyarlı insanlar engeller tabii ama benim ısrarcı kocam ve pek bilmiş kardeşim ikinci kata sorunsuzca çıkabileceğime inandırmışlar kendilerini bir kere.
“Ne mi bu ikinci kat?”
Dandik bir yazlık diskonun asma katı. Şöyle “John Malkovich Olmak” filmindeki gibi 7 buçukuncu katı olan havalı bir gece klübünden filan bahsetmek isterdim ama bu disko bildiğin zemin katını en fazla 10 merdivenle sevimsiz asma katına bağlayan sıradan bir yazlık disko. Diskonun sahibi akıllı abiler, merdivenlerin üzerine cayır cayır yanan etrafa kıvılcımlar saçan sevimsiz bir yer fişeği koymanın pek havalı diskolarına daha da bir ayrı hava katacağına karar vermiş olacaklar ki merdivenlerin ortasına dikmişler o ucube şeyi. Abicim fişek dediğin pastada olur. Yok, pastadakinin adı maytap mıydı? Herneyse! Ya da havaisi olur bu meretlerin, böyle havaya filan fırlatırsın patlar, neşelendirir seni. Yer fişeği ne ya yer fişeği ne?
Neyse koymuşlar bunlar merdivenlerin tam ortasına fişeği. İnsanlar ellerinde içkiler olmasına rağmen hoyloyloy şeklinde neşe içerisinde geçiyorlar fişeğin yanından, ulaşıyorlar asma kata. Ben hariç bir ben ulaşamıyorum. Yani ulaşıyorum da ulaştığımda artık aynı kişi değilim. Şöyle ki:
Bardan elimize birer 50 lik Efes alıp asma katın yolunu tutuyoruz. Neymiş efendim bu kattan sıkılmışlarmış. Evet çünkü asma katta kuş konduruyorlar zemin kattan farklı olarak. Neyse fişeğin önüne geliyoruz. Siz çıkın fişek alevlerini saçmayı bitirdiğinde ben de arkanızdan gelirim diyorum. Fakat kabul etmiyorlar. Israrla reddediyorum merdivenlerden tırmanmayı. Ama bir şekilde ikna ediyorlar beni. Yani aslında iknadan çok tehdit ediyorlar alçaklar. Önce Dido salına salına merdivenlerin yolunu tutuyor ve kuğu misali fişeğin yanından süzülüp tehlikesiz olan üçüncü merdivene ulaşıyor. Vedat önümeden geçerken başıyla beni takip et mesajı veriyor. O da sakince üçüncü merdivene sağ salim ulaşıyor. Bana o an bir güven geliyor yapabileceğime dair. Bir tür his bu. İçimdeki bu hisse göre hızlı davranırsam bir an önce güvenli merdiven numara üçe ulaşırım. Birinci adımım hızlı ama yine de merdivene sağlamca basıyor, ikinci adımım daha da hızlı ancak ayağımın yarısı merdivende yarısı havada. Üçüncü adımsa merdiven boşluğuna takılıp fena halde tökezliyor. Bu tökezleme sendelememe ve dengemi kaybetmeme yol açıyor doğal olarak. E dengem kaybolunca da düşmemek için beton trabzana tutunmaya çalışıyorum. Aslında benimki tutunma çabasından çok sarılma ya da kucaklama çabası. Trabzanları kucaklardım kucaklamasına da elimdeki 50 lik Efes buna müsaade etmiyor. Yavaşlatılmış görüntü aşağı yukarı şöyle. Tökezliyorum, trabzanlara doğru bir hamle yapıyorum. Elimdeki bira bardağının kalın tabanı beton trabzana vuruyor. Bu vuruş dengemi yeniden kazanmamı sağlıyor ancak bardağın içindeki biranın tamamı çarpmanın etkisiyle bir kütle misali havalanıyor ve tahmin ettiğiniz üzere başımdan aşağıya boşalıyor. Bu olay saniyeler içerisinde gerçekleşti elbet ancak ister inanın ister inanmayın biramın havalanışını, havada kütle halinde toplanışını ve başımdan aşağı boca oluşunu filan hep seyrettim ben. Lakin kaçamadım. Vedat ve Dido arkalarına döndüklerinde yerde değildim. Tehlikesiz merdiven üçteydim, ayakta!. Beni öyle ıslak balık gibi ayakta bön bön bakarken gördüklerinde hikayenin başında anlattığım gibi birbirlerine baktılar önce ve sonra bastılar kahkahayı. Ama resmen krize girdiler öyle böyle değil. Bir de onlar değil elbet etraftaki herkes basbayağı koyvermişti deli gibi gülüyordu. Ama ben de olsam ben de gülerdim. Yarım litre bira saçlarımdan süzülüp, makyajımın bir kısmını götürmek suretiyle elbisemden aşağı şelale misali süzülüyordu. Ve ben salak salak etrafa bakıyordum öylece. Hay Allahım ya ne geceydi. Yürüyen bira fıçısı gibiydim. Kokulu ve ıslakJ
Sonra mı ne oldu? İnandılar bana. Bir daha sakarlık yapmayacağıma değil tabii ki, sakarlık yaparım dersem yapacağıma! Bu da birşey...
18 Kasım 2012 Pazar 4 yorum

CANAVARLAR - BİR TÜRKİŞ KORKU FİLMİ


Yıl: 1994
Şehir: Ankara
Mekan: Dolmuş
Dolmuşun üzerinde bulunduğu yol: Kızılcahamam – Kösyayla Yolu
Mevsim: Bahar
Oyuncular: Baharda Kösyayla’da kamp yapmanın harika olacağı zırvasına inanan 19- 21 yaşları arasında ikisi kadın 6 salak (pardon biri pek salak sayılmaz, izci o)

Veeeee motor!!!

“Gençler nereye böyle toplaşmışınız?”
“Kösyaylaya gidiyoruz abi”
“Ne işiniz var Kösyayla’da, piknik mi yapacağnız?”
“Yok abi, kamp kuracağız”

Sessizlik.

Dolmuştaki tüm diğer yolcular inmiş bir tek biz kalmışız. Dolmuşçu abi muhabbet koymak istemişti anlaşılan ama kamp kuracağımız fikri onu bir şekilde rahatsız etmişti. Uzun süren bir sessizlikten sonra aynasını bizi görecek şekilde düzeltti. Biz de aynadan yüzünü ziyadesiyle görüyorduk buarada. Kaşının birini havaya kaldırarak:

“Deli misiniz oğlum siz? Ne kampıymış? Canavarlar var orada, gece yemek bulmaya köylere inerler. Parçalarlar sizi valla”

O an ki yüz ifademizi hakikaten fotoğraflayıp yatak odama asmak isterdim. Gerçekten, böylece her sabah gülümseyerek uyanırdım emin olun . O kadar komik ve sevimli görünüyorduk ki anlatamam size. O aklı başında, ne yaptığını biliyormuş gibi görünen, büyümüş de küçülmüş üniversite öğrencileri gitmiş yerine birbirine sorgulayan gözlerle bakan 6 şaşkın tavuk gelmişti. Aramızdan nispeten akıllı görünenlerden biri cesurca o elzem soruyu yutkunarak sordu:

“Abi canavar dediğin ne ki?”

“Kurt kurt. İnsanların olduğu yerlere inerler geceleri. Çok hikaye yaşandı zamanında. Yemek bulamayınca bir sürü insanı parçaladılar”

“Haydaaaaaaaa, daha bismillah yola çıktık. Ne canavarı ya ne canavarı? Kurt ne kurt? Biz hoyloyloy diye eğlenecek, yiyip içip dağıtacaktık.”

Dolmuştaki korku ve endişe bulutu böyle üzerimizde asılı kaldı. Şakacı dostlarımızdan biri:

“Hahahahaha abi sen merak etme, geleceği varsa göreceği de var. Biz önce saldırırız, önce saldıran taraf kazanır. Ateşten korkmuyor muydu bu meretler? Biz de tüm gece ateşi yanık tutarız”

Birden korku ve endişe bulutu dağıldı, herkes gülümsemeye başladı.

“Yok ateşten korkarlar da , çok aç olurlarsa ateşi mateşi takmazlar. Açlık her korkuyu bitirir oğlum”

Gulk (Bizim yutkunma sesimiz)

Korku ve endişe bulutu tekrar dolmuşun tavanına asıldı. Kendiyle barışık cevval arkadaşımız söze devam etti:

“Endişelenme sen abi, biz gerekirse odunla saldırırız hahahhahaha”

Bu kez sadece bir iki kişi gülücüklere eşlik etti. Ben bırakın gülmeyi, gülümsemeye bile niyet etmedim. Usulca o zamanki sevgilim, ilerideki kocam, Vedat’a usulca sokuldum. Elimde odun canavara saldırıken hayal ettim de kendimi daha da bir fena oldum. Bırakın odunla saldırmayı, odunu tutup kurta doğru savuramam bile ben ya . Kafama doğru filan savururum kuvvetle muhtemel, kurttan önce kendime vururum o derece yani. Nasıl sakarım nasıl sakarım anlatamam. Koşşam desen imkansız hayatta koşamam. Jogging yapabilirim ben en fazla, şöyle yavaş yavaş ve tempolu. Ama o olmaz tabii. Tırmanma desen, yani demesen daha iyi. Tamam şimdi hayal ediyorum. Tutuyorum ağacı çekiyorum kendimi yukarı doğru. Oğlum ben küçükken meyve ağacına tırmanan değil aşağıda durup “bana da atın” diyen çocuktum. Hani şu tırmanamayıp aşağıda durup ağlamaklı gözlerle kedi gibi çevik arkadaşlarından meyve isteyen ama hep yere düşüp dağılan ya da çürük çarık meyveleri yiyen zavallı çocuk. Yok tırmanma işi de yattı. Eee hem koşamıyosun hem tırmanamıyosun, sıçtın sen Banu direk sıçtın. Yiyecekler işte seni canavarlar o olacak. Yani kaderinde 19 yaşında kurtlar tarafından parçalanarak ölmek varmış. Allahım herşeyim mi ters olur, bir şeyim de normal olmaz mı ya? Ölümüm bile ters anasını satayım. Kurtlar tarafından parçalanarak can vermek. Yani sormazlar mı adama bu kız Ankara’da oturmuyor muydu? Kurtlar tarafından parçalanarak nasıl ölebilir diye? Ahhhh annem ya. Niye dinlemezsin ki sen anneni? Dediydi kadıncağız, yavrum ne işiniz var ormanda gelin bizim evde çadır kurun dediydi de güldüydük. Niye abi niye olurdu işte bal gibi evde çadır. Yani evde en tehlikeli canavar kardeşim olurdu onu da etkisiz hale getirmenin bir sürü yolu var. Tırmanmadan, koşmadan çözebilirdim herşeyi. Ah salak kafam ahhh.

“Vedat geri dönelim?”

“Nasıl ya nerden çıktı geldik işte yarım saatten az kaldı”

“Korkuyorum ben, bayağı bildiğin korkuyorum. Tamam geleyim de gece burnunuzdan getiririm. Kurt murt bozdu beni”

“Ya Banu saçmalama. Herif dalga geçiyor bizle baksana. Yani salak bir dolmuş şöförüne mi pabuç bırakacağız.”

“Tamam dalga geçiyorsa herif ne ala. Ama ya geçmiyorsa? Ya hakkaten aç kurtlar saldırırsa n’aparız bir düşünsene? Ya bundan saçma bir durum olabilir mi?”

“Kızım valla saçmalıyorsun. Kurtlar öyle şehre mehre inmezler. Ne işleri var insanların yanında ya? Öyle değil mi Soydan söylesene abi”

Soydan bilirkişi.Tek izcimiz. Bu kampı da organize eden şahıs bizzat kendisi. Vedatın kendinden emin sorularına biraz dağılmış bir yüz ifadesiyle cevap verdi. Dur bakayım yüzünde endişe ifadesi mi var? Yok canım olamaz. O değil miydi bize korkunç izcilik hikayeleri anlatan. Güya en son aşamaya gelen izciler kamp alanından oldukça uzak bir bölgede,  elinde sadece bir bıçakla gece yarısı bırakılırlarmış da. Yok efendim onların kamp alanına dönmesi beklenirmiş de. Bu ormanda tek başına kalan şahıs karanlıkta yolunu bulup kamp alanına dönermiş de. İşte orda izciliği tescil edilirmiş de. Daha bir sürü bizi o zaman etkileyen hikaye. Eee ne oldu şimdi o hikayelere? Yüzündeki endişe ifadesi ne?

“Abicim bilmiyorum valla. Ben yıllardır burada kamp yaparım. Gece kurtların sesini duyardık ama şimdiye kadar hiç yanımıza gelmeye cesaret ettiklerini görmedim. Son zamanlar yaşandıysa bu hikayeler bilemeyeceğim. Ama tam da size garantisini de veremedim. Dönelim isterseniz Banu korktuysa”.

Bu cevabın Türkçe meali şöyleydi:

“Şimdiye kadar böyle canavar manavar olayı filan yaşamadık. Ama bu hiç olmayacak anlamına da gelmez. Dönmeyi gururunuza
yediremezseniz kızlar korktu bahanesinin arkasına saklanabilirsiniz. Hakkaten dönmek isterseniz anlarım yani”

Cümlelerin Türkçe meali sevgilim dahil, erkek cinsinden tüm arkadaşların beynine zerk edildikten hemen sonra gurur ve ego açıkça devreye girdi.

“Yok abi ne korkması ya. Eğlenmeye gidiyoruz saçmalamayın hiçbirşey olmayacak.”

Kadın cinsinden benim haricimdeki yakın kız arkadaşım Fadik de macera peşinde beyleri destekleyince, ben de endişelerime gem vurmayı başarıp kamp olayına adapte oldum. O yılları bilirsiniz. Boşuna deli kanlı dememişlerdir. Kanınız deli akar. Korku nedir bilmezsiniz. Aslında korkuyu bilirsinizdir de macera yaşama isteği öylesine dayanılmazdır ki, tehlikeli olana, yapılması uygun görülmeyen durumlara kendini aniden bırakmak kaçınılmazdır. Korkunuz sizi engelleyici unsur değil teşvik edici unsurdur. Bir de balık hafızalısınızdır. Yani ben öyleydim şahsen. İki dakika önce basbayağı dönmeyi düşünen, kafasından binbir tilki geçen ben, iki dakika sonra kendimi kafamdaki tilkilerden kurtarıp gerçek hayattaki kurtların kucağına atıyordum. Ve bundan da en ufak bir şüphe duymuyordum. Hepimizin tekrar neşesi yerine gelmişti. Kurt hikayeleri üzerine espiriler patlıyor, kıkırdaşıyorduk. Arada ciddi dolmuş şöförüne bakıyordum.Ama onun bile yüzünden ciddi ifade silinivermişti.

En sonunda yolun başlangıcına vardık. Yolun başlangıcı diyorum çünkü ben hakikaten yürümemiz gereken yolun bu kadar uzun olduğunu tahmin edememiştim. Sırtlarımızdaki sırt çantalarında en çok yeri içki şişeleri kaplıyordu. Varınca bir iki kadeh bişey içmek hakkaten çok rahatlatacaktı zira bu uzun, yorucu ve meşakkatli yolu başka türlü unutamazdık. O dönemde hiç spor yapmayan benim kah nefesim kesiliyor, kah ciğerlerim patlayacak gibi ağrıyordu. Erkekler çevikti, Fadik de fena sayılmazdı ama ben, bayağı zayıf halkaydım. Beni bırakıp gitsinlerdi, yolun yarısında ölecektim zaten. Dönüşte gömerlerdi. Bana saatler gelen, gerçek süresini şimdi hatırlamadığım bir sürenin sonunda bir meydana vardık. Soydan önden “geldik” diye bağırdı. “Oh be oh, şükürler olsun yarabbim vardık. Valla ruhumu teslim edecektim az daha yürüseydik”

 “E bu ne  ki şimdi?”

Konuşan iç sesim. Ya da iç seslerimiz bütünü. Duyamasam da yüzlerdeki hayal kırıklığını görebiliyorum. Geceyi geçireceğimiz yer basbayağı açık alan. Bilmiyorum gözünüzde canlandırabilir misiniz ama kocaman bir duvara monte edilmiş kocaman bir şömine düşünün. Uzun tek bir duvar, şöminenin bulunduğu duvar. Üzerinde bir çatı var ama çatı da yarı kapalı. Çatıyı yüksek kaideler tutuyor. Anlayacağınız kapalı olan tek şey şöminenin duvarı, geri kalan üç tarafımız da boşlukla çevrili. İki tane tahta piknik masası var. Hayal kırıklığımız biraz azalınca hemen piknik masalarını şöminenin önüne taşıyoruz ve yanımızda getirdiğimiz örtülerle renlendiriyoruz. Üzerini çantamızdan çıkan yiyeceklerle öyle bir donatıyoruz ki sanırsınız yılbaşı masası. Ya da bize öyle geliyor bilmiyorum. Masaları kurunca neşemiz tekrar yerine geliyor. Hemen birer bira açıyoruz. Erkekler viski içiyor gerçi. O zaman pek moda viski içmek. Ben asla içemiyorum ama sarhoşluğunun daha farklı olduğunun da farkındayım. Hem içimi ısıtırdı. Keşke bira içmesem aslında. Bu açık alanda tuvalet de yok ki. Gerçi heryer tuvalet bu da bir bakış açısı tabii. Bunları anlatıyorum olaya ne kadar yabancı olduğumuzu anlayabilin diye. Yani doğayla tek yakınlığım apartmanın bahçesindeki ceviz ağacının önünden her sabah geçişimden ibaret!
“Akşam olmadan ateşi yakalım abi. Önce odun toplamak lazım.”
“Kozalak da olur değil mi?” Bunu söyleyen benim. Ne şirinim değil mi? Yardımsever işgüzar insan. Bir yandan da takdir bekliyor.

“Olur tabii hadi dağılalım”

Mümkün mertebe bulunmaya çalışılan kozalak ve kuru dal parçalarıyla ateşi yakmaya çalışıyoruz. Buarada ikinci biralar açılmış. Ateş, sucuk, bira, muhabbet. Genç insan daha ne ister ki? Ama biz istiyoruz. Gece bastırınca macera yaşama isteğimiz artmaya başlıyor. Soydan diyor ki “Hadi abi ormanda yürüyelim biraz”.

“Karanlıkta mı?” diyorum. “Yok ışıkları açarız senin için diyor” şakacı dostlarımızdan biri. Elimize fenerlerimizi alıp yola koyuluyoruz. Hiç yaptınız mı bilmiyorum ama gece ormanda yürümek sado-mazo bir zevk verir. Heryer karanlıktır. Elindeki fener sadece önündeki çok küçük bir alanı aydınlatır. Neyle karşılacağını bilemezsin, hem korku hem merak hissedersiniz. Heran karşına bir hayvan çıkabilir. Bu hayvanlar tabii evde beslediğimiz kaniş köpeğimiz gibi masumane olmayacaktır ama bu heyecan oldukça zevk vericidir. Soydan yol boyu bize vahşi hayvanlar hakkında national geographic belgeselcilerini bile gölgede bırakacak ayrıntılı bilgiler veriyordu. Söyledikleri herşeyi can kulağıyla dinliyordum.

“Valla gençler, ayı çıkarsa karşınıza boku yediniz. Hayvan hem sizin on katınız hızlı koşar, hem süper bir tırmanıcıdır. Hem harika bir yüzücüdür. Karşılaşırsanız yapacak birşey yok yere yatın ve sakince sizin yanınıza gelmesini bekleyin. Yapabiliyorsanız ölü taklidi yapmak da iyi bir fikirdir. Yaban domuzları mesela ormandaki en tehlikeli hayvanlardan biridir. Çok çok hızlı koşar ama ondan kurtulmanın bir yolu var Allahtan. Boynu olmadığından bakış seviyesinin üzerine kafasını kaldırıp bakamaz. Bakış seviyesinden yüksekçe bir taş bulup üzerine çıkar sessizce beklerseniz, sizi göremez ve gider. Ama mazallah yakalarsa işiniz bitik. Çok acılı bir ölüm olur bana inanın. Kurtlarsa....”

“Uuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu”

“Aa o neydi sesi duydunuz mu?”

“Harbi kurt muydu onlar abi?”

“Yok be kurt murt değildir, köpek filandır”

Herkafadan çıkan bu anlamsız cümleleri, Soydanın bilge kelimeleri bir anda dağıtır.

“Evet kurtlar, söylemiştim size. Sesleri duyulur ama insanların olduğu yerlere gelmezler”

“Eee onlardan nasıl kurtulurmuşuz?”

“Ateşi sevmezler, yanan ateşe yaklaşmazlar işte. Eğer hakikaten yakınınıza gelmişlerse, yanan bir odun alıp üzerlerine doğru savurun. Kaçarlar. Göz teması kurmamaya çalışın”.

“Yok ben göz teması kuracağım, hatta kucağıma alıp severim de yazık ona. Göz teması ne ya? Göz mü kalır karşılaşırsak. Ben direk bayılırım. Abicim aramızda bayılmayacak adam var mı?”.

“Öyle deme insanda müthiş bir hayatta kalma içgüdüsü vardır. Her türlü kötü durumdan kurtulabilmek için savaşır. Bakma çok zor durumda kalsan kurtulmak için aklına öyle numaralar gelir ki sen bile şaşar kalırsın.”

“Valla ben bu yorgunluğun üzerine kurttan murttan kaçamam gelip yerler beni kesin.”

“Yok öyle deme. Kik noktası diye bişey duydunuz mu?”

“Yoo neymiş o?”

“Uzak doğu ülkelerinden birinin öğretisi işte şimdi hangi ülke olduğunu hatırlamıyorum. ‘İnsan’ der inanılmaz bir varlıktır. Diyelim ki 15 km maraton koştunuz, finiş çizgisine de güç bela ulaşmak üzeresiniz. Neredeyse ağlayacaksınız. Ayaklarınız artık sizi taşımıyor, bir adım, sadece bir adım atacak bile gücünüz yok. Bayılmak üzere finiş çizgisini geçip tam devrilecekken arkanızdan azgın bir köpeğin size doğru son sürat koştuğunu görüyorsunuz. Görür görmez de öyle bir hızla koşmaya başlıyorsunuz ki, sanki elli metrede altın madalya için yarışıyorsunuz. İşte hayatta kalmak için vücudunuzun tüm gücünü tekrar toplayıp, ateşlenmiş bir füze gibi aniden harekete geçtiği noktaya kik noktası deniyor. Bu öğreti de kik noktasını normal zamanda da ortaya çıkarabilmek üzerine”

“Vayyy çok acayipmiş ama kesinlikle doğru. Biz Türkler ona göt korkusundan harekete geçmek diyoruz ama kik noktası da olmuş tabii
”.
“Dalga geçme abi valla başına bişey gelirse insan kendini korumak için gereken tüm gücü de kendinde bulur, kurtulmak için garip yollar da”.

“Yok canım ne dalga geçeceğim haklısın tabii”.

“Geldik, işte burası da perili ev.”

“Haydaaa bir de perili ev çıktı başımıza”

“Niye perili ev diyorlarmış ki buraya?”

“Ne bileyim böyle tuhaf hikayeler anlatılırdı zamanında biz ufakken büyük izci abilerimiz tarafından. İşte sahibi burda intihar etmişmiş de. Sonra gelen yeni sahipleri onun acı çığlıklarını duyuyorlamış da. Ev sürekli el değiştiriyormuş kimse bu evi satın almak istemiyormuş. Evi alan şahıs iki sene içerisinde mutlaka ölüyormuş da...”

Garip bir evdi hakkaten. Ormanın ortasına kurulmuştu ama çok uzun zamandır kullanılmadığı belliydi. Yüksek duvarlarla çevriliydi. Bahçesini otlar ve ağaçlar bürümüştü. İçeri girmeye hiçbirimizin götü yemedi tabii, yeniden şöminemize dönmeye karar verdik.  

“Uuuuuuuuuuuuuuuuuuu”

“Abi bu kurtların sesi daha bir yakından mı geliyor sanki?”

“Yok canım sana öyle geliyor, alakası yok.”

Güle oynaya içilen bir sonraki içkiler, kahkahalar, yanan ateş, tavan yapan keyif...

“Uuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu”

“Yok abi bu kurtlar yaklaşıyor sanki, valla ben bir gidip bakayım”.
Aramızda hem şişko hem de  gözlüklü kimse yoktu. Ama gözlüklü biri vardı. Soydan! Zaten tek izci de oydu. Yaklaşan kurt sesleri sinirlerimizi bozmaya başlamıştı ve önce onun gitmesi gerekirdi. Yani bu bir korku filmiyse şişko yoksa yerini gözlüklü alırdı.
Soydan eline izci bıçağını aldı, ki bu bildiğin Rambonun bıçağıydı ve karanlıkta kayboldu. Biz iyice gerilmiştik. Yanına kimsenin gelmesini istemedi. “Ben hallederim merak etmeyin şöyle etrafı bir kolaçan edip döneceğim” derken kendinden oldukça emin görünüyordu ama yine de ormanda öyle yalnız karanlıkta kaybolması hoşumuza gitmemişti. Keyfimiz iyice kaçmıştı. Buarada kurt sesleri iyice yakınlaşmaya başlamıştı. Birden fazla kurt sesi olduğunu ve bize doğru yaklaştıklarını duyuyorduk ama oturup seslerini dinlemekten ve Soydanın sağ salim dönmesini beklemekten başka birşey gelmiyordu elimizden. İyice gerilmiştik. Kurt sesleri yaklaştıkça yaklaşıyordu. Sanki elli yüz metre yakınımızdaydılar. Aniden Soydan’ın sesi gecenin içinde yankılandı.

“Meeeeeeeeeeeeeeeerttttt gellllll, yardım ettttttttttttttttttttttt”

Kurt sesleri sanki Soydanın yanından geliyordu ve çok çok yakınımızdaydılar. Allahım o anı size anlatmamın mümkünatı yok. Kurtlar yakınımızdaydı ve arkadaşımızı parşalamak üzereydi.

“Merttttttttttttttttt imdatttttttttttttttt”

Tabii Mert ve Vedat hemen ellerine birer odun alıp gecenin karanlığına daldılar. Bir de baltamız vardı odun kesmek için. Giderken baktığımda balta da Vedat’ın elindeydi. Biz geride kalanlar, İsmet, Fadik ve ben, sadece sesleri dinliyorduk. Mert ve Vedat “Soydan geliyoruz, bağır yerini bulalım” diye bağırıyorlardı. Onlar “Soydan” diye bağırırken Soydan da “Mert” diye bağırıyordu. Ama sanki artık çok geçti. Parçalama sesi tüm ormanı kaplamıştı. Bayağı bildiğiniz parçalama sesi. Soydanın çığlıkları ve kurtların parçalama sesi. Allahım o çığlıklar ormanda nasıl yankılanıyordu size kelimelerle anlatmam mümkün değil. Soydan ormanda kurtlar tarafından parçalana, Vedatla Mert de onu araya dursun kamerayı bir anlığına biz geride kalanlara çevirelim. Böyle komik bir görüntü dünyada şimdiye dek mevcut olmamıştır. İsmet elinde yanan bir odunla çatıya tırmanmış. Nasıl tırmandığını tam anlayamasak da piknik masasına basarak çıkmış olabileceği aklıma geliyor. İsmetin sanki sesi kesilmiş, maymun gibi çatıya tünemiş öylece bize bakıyor. Ben elime yanan bir odun almışım ama odun sönmüş, piknik masasındayım “beni de yukarı çek İsmettttt” diye bağırıyorum ama kekeleyen İsy

“Be- be- ben ne yapayım kızım, ke-ke-kendin tırman!”. 

Fadik yanan bir odunla piknik masasının üzerinde ama o daha çevik kendini çatıyı taşıyan tahtalardan birinin üzerine doğru çekmeye çalışıyor.
Böyle bir pozisyonda aklınızdan geçenlere inanamazsınız. Tüm düşünceler adrenalinle birlikte beyninize bir tür sıvı gibi yayılır. Tam bir düşünceye odaklanamazsınız ama yüzlerce düşünceyi aynı anda düşünebilirsiniz. İşte bunlardan bazıları:

“İsmete bak be harbi korkakmış ha bu herif. Erkek adam böyle mi yapar be. Ah ben erkek olacaktım.”

“Soydan öldü. Annesine ne söyleceğiz? Yarın evine mi gidip söyleyeceğiz ki acaba?”

“Yarın evine gidip söylemek mi? Burdan kurtulabilecek miyiz ki?. Kurtlar bizi parçalayacak!”

“İnsan ölürken acı çeker mi ki?. Çeker tabii kızım ıssırıla ıssırıla parçalana parçalana öleceksin!”
“Vedatı mı önce parçalayacaklar. Geri dönebilecekler mi ?”

“Kurtulabilirsem nasıl dönerim ki burdan?

“Buraya kadar gelirlerse önce kimi yerler acaba? Büyük ihtimalle beni. En hantal benim anasını satayım.”

“Bu a..na koduğumun odunu niye söndü ki şimdi. Herkesin ki yanıyor bi benimki niye sönük. Hay Allahım böyle şansın ben ta içine”

“Annemler çok üzülecek ha, yani kurt yemesi olmasaydı trafik kazası filan olsaydı bari daha rahatlatıcı olurdu. Kurt tarafından yenmek direk bok yoluna gitmek oluyor. Hay ben böyle kaderin ya”

Bu ve bunun gibi yüzlerce düşünce ve tırmanma savaşı. Gerçi savaşı kaybetmiş öylece kurtlar tarafından yenilmeyi bekliyordum Vedat  koşarak geri döndü. Öyle dağılmış bir hali vardı ki size anlatamam. Soydan öldü, kurtlar yaklaşıyor, kendimizi korumamız lazım diye çığlıklar atıyordu. Mert ortalarda görünmüyordu. Bu olaylar aslında bir kaç dakika sürdü ama bize saatler gibi geldi. Orada kalp krizi geçirmediysem bir daha da geçirmem sanırım. Vedatın dönmesinden bir iki dakika sonra Soydan, Mert ve yanında daha önce hiç görmediğimiz bir herif şömineli alana gülmekten yuvarlanarak giriş yaptı. Sahne öylece dondu. Ben ve Fadik piknik masasında ağlamaktan ve bağırmaktan gözlerimiz pörtlemiş, Vedatın elinde balta ve sönmüş koca bir odun parçası öylece mal mal bakıyor. “Mal mal” biraz amiyane bir tabir oldu ama o bakışları başka bir betimlemeyle anlatmam mümkün değil maalesef. İsmet deseniz  elinde odunuyla tavana tünemiş maymun gibi öylece duruyor. Yani Vedat gülen o üç şahısa baltayla saldırmadıysa bilin ki aşırı kontrollü kişilik yapısından. Yoksa hakikaten kaldırılacak bir şaka değildi. Ölümle şaka mı olur yahu? Ben gerçekten çok çok kızdığım için yarım saatten önce kendime gelemedim. Masadan indiğimde dizlerim tutmuyordu. Öyle böyle bir korku değildi yaşadığımız. Gerçeği olsa da tıpatıp böyle olacaktı. Ne bir eksik ne bir fazla. Ve olayı yaşarken de bir saniye bile şaka olabileceği aklımın ucundan geçmedi. Biz şaşkınlığımızı üzerimizden atıp, daha insani bir ruh haline gelince şöminenin başına dizildik. Üzerimizde battaniyeler tirtir titriyorduk. Aşırı korku üşüme hissine neden oluyor. Gerçi orman da inanılmaz soğuktu. Ateş sadece birkaç adım ötesini ısıtıyordu. Biz sakinleşince hikayeyi anlattılar. Meğer kampa ilk gelenlere mutlaka benzer bir şaka yapılırmış, kampçılar ilk seferlerinde mutlaka korkutulurlarmış. Soydanla arkadaşları biz daha yola çıkmadan bu planı hazırlamışlar. Mert işin içinde değilmiş ama Soydan’ı aramaya çıktıklarında Soydan onu kenara çekmiş. Korkudan Mert neredeyse bayılacakmış. Ona da anlatmışlar ama Mert korkumuzu gördüğü için daha fazla devam etmek istememiş. Dediğim gibi bu tarz çok korkutma senaryosu hazırlamışlar ama en fena korkan biz olmuşmuşuz. İçeri girdiklerindeki o manzarayı hayatları boyunca unutamayacaklarmış. Allahım ne komikmişiz, kazımışlar o görüntüyü belleklerine. Kahkahalar...

Biz de gülüyorduk aslında. Ne yapalım olan olmuştu “s..lmiş götün davası olmazdı. Madem olan oldu eğlenelim bari” modundaydık. Bunlar günler öncesinden hazırlık yapmışlar. Soydan arkadaşlarına gelişimizi haber vermiş. Bunlar da ormana gizlenmiş bizi bekliyorlarmış.

“Peki dolmuş şöförü?” dedim. “Onu nasıl ayarladınız?”

Ayarlamamışlar ki. O allahın işiymiş. Adam istemeden senaryoya dahil olmuş, bilmeden bizi bu korku filmine hazırlamış. Soydan adam konuşurken gerçekten de çok şaşırmışmış. Benim yüzünde gördüğüm ve endişe sandığım o garip yüz ifadesi meğer yoğun şaşkınlıkmış. Biz yeni içkiler açmış sakinleşmeye çalışıyor bir yandan da aynı olayı sürekli sürekli başka açılardan anlatıp gülüşüyorduk. Sonra Soydan’la Osman, o yeni bebe, bu kez korku hikayeleri anlatmaya başladılar. Şöyle ruhlu, cinli minli olanlardan. Hay Alladım ya bir bu eksikti. Bir cinimiz eksikti zaten şu garip dağ başında. Bıraksınlardı top oynasınlardı bu cinler. Bizden uzak dursunlar yeterdi. Yavaş yavaş gerilmeye, etrafımdaki seslere kulak kesilmeye başladım. Çişim gelmişti ama kıçım o karanlıkta ormana yürümeyi yemiyordu açıkçası. Buarada böyle yakınımdan çıtır çıtır sesler geliyordu. Ne olduğunu sorunca, hayvandır merak etme. Buarada bir sürü ufak tefek hayvan var etrafta. Dağ faresi filandır.

“Hah iyi dedin be güzelim. Benim şu hayatta en çok korktuğum hayvan faredir. Biraz önce kurtlarla savaşacaktık ya güya. İnan bir yanımda kurt bir yanımda fare olsun direk kurtun olduğu tarafa koşarım!”

Fare lafları iyice gerdi mi beni. Buarada cinli ruhlu bir hikaye anlatılyor ki, nasıl korkunç nasıl korkunç anlatamam. Hikayeyi dinlerken çıtırtılar gittikçe artıyor bir yandan da. Hikayenin en can alıcı yerinde :

“Böhhhhhh” diye böğüren bir öküz önümüze doğru atlıyor. Orada attığım çığlığın desibeliyle sanırım cam olsa direk yere indirebilirim. Nasıl bağırıyorum. Herkes ayağa fırladı, Fadik de bağırıyor. O kadar iriteydik ki hem ilk yaşanan olaydan hem sonraki hikayelerden, ben tuttuğum çişimin bir kısmını bırakıverdim. Evet korkudan altına işemek diye birşey varmış. Ve ben birebir yaşayarak tescil ettim. Bu olay da bir iki dakika sürdü ama ben sonrasında hakikaten toparlayamadım. Ve hiç sakinleşemedim. Bir insanın üzerine bu kadar gelinmezdi ama çok çok abartmışlardı. Başlayacaktım izciliklerine de insanlıklarına da.

O bebe de yanımıza oturdu. Kendi hikayesini anlattı. Osmanla bu birlikte gelmişler. Kurt hikayesi tamamlanınca Osmanla ayrılmışlar, bu ikinci korkutma için yanımızdaki yerini almış. Salaklığımıza yandım aslında sonra. Çünkü uluyan kurtlar iki taneydi. Soydanı da güya iki kurt parçalamıştı. Bu kurtlardan diğeri nerede diye sormayarak böylece ikinci tongaya düşmüştük. Az yarım akıllı mı neydik? Ya da bu olay olan az biraz aklımızı da yemişti.
Neyse olan olmuştu. Gecenin sonlarına doğru biz yine yeyip içmeye devam ederken bir ışık hüzmesi tüm ormanı aydınlattı. Kocaman bir UFO tam şöminenin önüne iniverdi. İçinden kocaman mor renkli, bir dudağı yerde bir dudağı gökte, başları kurt vücutları insan bir grup canavar iniverdi dermişim. Hahahahaha yani bu olsa normal kabuledebilir hale gelmiştik anasını satayım o kadar laçka bir haldeydik yani. Ama çok güzeldi, vallahi de billahi de çok güzeldi. Tüm korkulara, adrenaline, zorluklarına, göt korkusuna rağmen yine de çok çok güzeldi. Ama tavsiyem şudur. İleride çocuklarınız:

“Biz kamp yapmaya ormana gidiyoruz, anne baba hoyloyloy” filan gibi cümleler sarfederlerse hemen arabaya attığınız gibi hayvanat bahçesine götürün. Hayvansa hayvan. Ha illa inat ediyorlarsa çarşafları çıkarın sizin salonda kamp kursunlar. Benden söylemesi!
17 Ekim 2012 Çarşamba 0 yorum

Hayatımı Federico Fellini yönetsin isterdim. Lakin benimkini sanki Wim Wenders, Woody Allen, Carlos Saura, Peter Farelly birarada yönetiyolarmış gibi. Biraz karanlık ve tuhaf olaylar, biraz garip ilişkiler, biraz flamenko, biraz komedi...
12 Ekim 2012 Cuma 0 yorum

ÇALIŞAN ANA BABA SÖZLÜĞÜ



Ebe: Kovalayıcı, yakalayıcı
Veyn: Anababa terminolojisinde Zaman
Ebeveyn: Zamanı kovalayan kişi
Haftasonu: Evi toplamak, ütü yapmak, yemek pişirmek, ödev yapmak, bebeleri o sosyal aktiviteden bu spora, o doğumgününden bu eğlenceye taşımak için yapılan sevilmeyen aktiviteler bütünü
Çalışan Ebeveyn: Tüm bu sevilmeyen aktiviteleri yapmak için çırpınan insan üstü varlık
“Evyah Haftasonu!”: “Yaşasın haftasonu!” yerine kullanılan ünlem tümcesi
Kendine ayırılan vakit: Sözlükte bulunamadı
28 Eylül 2012 Cuma 0 yorum

Birçok yasaktan sonra obeziteyle savaş kapsamında lokanta ve pastahanelerde porsiyonların kalori tablosunu yazma zorunluluğu getirilecekmiş. Şimdi Sn. Başbakanımızın hayalindeki prototip aile modelini çiziyorum: Süper zayıf, içki içmek yerine üzüm yiyen, haşa tütün ve keyif verici maddelere ellemeyen, en az üç çocuklu, en bi dindar çekirdek aile. Abicim hiçbi tarafından tuturamıyorum yahu
27 Eylül 2012 Perşembe 0 yorum

ETOBUR


Ben niye celebrity olamıyorum size söyliyim. Çünkü fena halde etoburum. Hayatım Adana kebap, soslu dürüm, mangal! Ne havalı celebrityler gibi vejetarjan olduğumu beyan edebilirim ne de 'ceset yemiyorum' gibi iğneleyici sözler sarfedebilirim. Vejetaryan= Ünlü , Etobur= Ünsüz, Banu= Sert Ünsüz
9 Eylül 2012 Pazar 0 yorum

Herbi yerine ayrı krem sürdüğünden yatmaya karar vermesiyle yatağa girmesi arası yarım saatten fazla süren kadına "35 yaş üstü yaşlanma korkulu kadın" denir. Hatta artık o, küçükken iğrendiği salatalık kremlerini filan neredeyse sevmekte dalga geçtiği Dr. Renaud ya bile saygı duymaktadır. Tamam Dr. Renaud biraz abartı oldu
5 Eylül 2012 Çarşamba 0 yorum


Deyiş ya da Atasözü işte deyip de geçeriz ya biz. Ya da klişe deyip burun kıvırır, kulak tıkarız. Oysaki en klişe laflar en çok gerçeği yansıtan ve en vurucu olanlarıdır. Yalnız o lafın kıymetini, değerini anlamak, içine girmek, sana bişey ifade etmesini sağlamak için sadece o tecrübeyi yaşamış olmak gerekir. Biraz bulmaca gibi konuştum ama asıl ifade etmek istediğim şu. Eğer bir tecrübe özellikle de acı ve benzer bir tecrübe yaşamamışsan o Ata’nın ne demek istediğinden bi sikim anlamazsın. Nasreddin Hoca’nın bir hikayesi vardır benim demek istediklerimi bir çırpıda anlatıveren. Hoca damdan düşer ve koşup yardıma gelenlere “bana hemen damdan düşen birini getirin, benim halimden bir tek o anlar” der. Ben bugün bir idrak yaşıyorum. “Allah acısını unutturmasın” sözünün idrakini. İki ay arayla iki büyük acı yaşayan kuzenime bakıyorum ve bu idraki dibine kadar hissediyorum. Amcamı kaybettiğimizde söylemişlerdi. Şimdi yengem aynı hastalıktan cebelleşirken ve henüz iki ay olmuşken bunu söyleyen Ata karşısında şapka çıkarıyorum ve yumruk yaptığım sağ elimi kalbimin üzerine iki kere vurup ileriye uzatarak “respect” diyorum hiphopçular gibi. Babasının acısı anasının acısı unutturuyor işte. Hala klişe mi o laf? Hiç sanmıyorum, pek de güncel, pek de cuk oturmuş!
Keşke bişeyler biz tam olarak o tecrübeyi yaşamadan idrak boyutuna geçse ya da biz başkalarının tecrübelerinden tam olarak faydalanabilsek. Aslında empati yeteneğimiz az da olsa buna olanak sağlıyor ama yine de tam olarak kendimiz tercübe etmeden bazı şeyleri hiç anlayamıyoruz.
Bugünki felsefi konuşmalarıma sevdiğim ve konuyla bağlantısı olduğunu düşündüğüm  başka bir atasözüyle nokta koymak istiyorum:
“Bir ser encam, bin nasihatten evlâdır” ( Türkçe meali “Önemli bir deneyim, bin öğütten üstündür.”)
RESPECT!!!
2 yorum

OKUL



Bense kızı yine de okula yollayıp, sezgi ve düş gücümün gelişmesi, aşkın ve düşüncemin yaratıcı bi nitelik kazanması için "aylaklık" yapmak istiyorumJ
4 Eylül 2012 Salı 4 yorum
Bazen çizgifilmlerdeki gibi heryer kupkuruyken, sadece benim başıma yağmur yağıyomuş gibi hissediyorum
2 Eylül 2012 Pazar 0 yorum

HAREKET

Hani şöyle tipler vardır ya: Sen kendince ilginç bi hikaye anlatmaya başlarsın. Adam lafını bitirmeni bile beklemiycek belli ki,ha girdi ha girecek lafa heyecanlı, eli ayağı ayrı oynuyo. Tek istediği kendi hikayesini anlatmak. Sen tam son cümlene noktayı koyarsın söylediklerine hiç tepki vermeden direk " o diil de bak şimdi bi keresinde" diye lafa başlayıp kendince kıyak bulduğu hikayeyi sana ENJEKTE etmeye çalışır. İşte ben o tiplere ayak parmaklarımla hareket çekip kendi kendime eğleniyorum. O da kendi hikayesiyle eğlendiğimi sanıyor. Ayakkabı olmasa daha kolay olurdu tabii
28 Temmuz 2012 Cumartesi 3 yorum

DON OLSUN KIÇIMA DEĞMESİN




“Yok kızım öyle don olsun kıçıma değmesin.”
“Hahahahhaa o nasıl laf öyle?. Don olsun kıçıma değmesin.”
“Güzel di mi?”
“Evet hem nasıl. Yani bu zamana kadar iki uçlardaki arzunun aynı anda tatmin edilemeyeceğine dair bir sürü söylem bu açıklamayı yapmaya çalıştı ama hiçbir laf bu kadar cuk ifade edememişti kanımca.”
“Hıhı, aynen. Bir arkadaşımın babası söylermiş hep. Ben de duyar duymaz arakladım. Ay herneyse saptık konudan yine. Diyeceğim o ki hem heriflerle yatıp hem de duygusal olaylar yaşarsan buna ilişki denir. Yok ben duygusallığı da çok abartmamak (ne demekse?)  koşuluyla yaşarım hem de heriflerle yatarım diyosan, bu sorumluluğu da beraberinde getirir. Sorumluluğu çıkarırsan fuckbuddy olursun işte.”
“Hayır ya ne alakası var?”
“E hem ilişki istemiyorum diyorsun, hem de fuckbuddy olmayalım diyorsun. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Bak bu da kıyak laf di mi. Eski, bildik ama hala hedef odaklı anlam içerirJ
“Tamam kızım ya sen dalganı geç, bu olaya kafa yorma. Bulucam ben böyle benim gibi düşünen bir adam, sen de öyle bakarsın hasetle!”
“Ya ben anlamıyorum ki neden ilişki istemiyosun. Ne güzel adam hem seni sevsin, hem güzel vakit geçirin, hem seks yapın. Ne var bunda? Aşktan daha keyifli bişey var mı şu hayatta?.”
 “Aşkla ilişkiyi birbirine karıştırma!”
“Haydaaa şimdi iyice sıçtın ha”
“Niyeymiş o?”
“Aşkla ilişkiyi tamamen iki ayrı kefeye koyuyorsun da ondan. Aslında aşk hakkındaki fikirlerini de öğrenmek isterim de neyse. Şimdi asıl derdim ilişki yaşamakla ilgili neden bu kadar takıntılı olduğun. Kızım karılar kırk takla atıyor herifler yaşadıklarına “ilişki” adını koysunlar diye. Nedir bu ilişkiden uzak durma çaban anlamadım ki?”
“Hem sıkılıyorum hem korkuyorum”
“Dur bi dakka. İkisi çok farklı durumlarda tezahür eder. Birincisinde herifi zaten sıkıcı buluyorsundur ve yalnız kalmama isteği, birinin varlığına ihtiyaç vs gibi sebeplerle üstünü kapatıyor ama sevişmek de istiyorsundur. Bu da direk fuckbuddy’e girer. Başka bir isim vermek için kıvranmanın bir manası yok. İkincisi ise neden korktuğuna bağlı. Sonucundan mı, kaybetmekten mi, herifin kendisinden mi, işler sarpa sarar adam seni birdaha bırakmaz diye mi, aşık olursun bir daha toparlayamazsın diye mi? Zibilyon sebep bulabilirim.”
“Hem hepsi hem hiçbiri”.
“O ne be?”
“Ay üf tamam işte ne demek istediğini anladım ben senin ; tüm bunları bir kenara atıp, sorgusuz sualsiz kendimi kaptırabileceğin biri çıkmamış karşına diyorsun”
“Ha şöyle, sadede gelJ
“Tamam haklı olabilirsin. Ama benim asıl derdim yalnızlık sanırım.
“Anlamadım?”
“Yani yalnız kalmamak adına takılıyorum tüm bu adamlarla.”
“Dur bakalım doğru anlamış mıyım? ‘Bu adamları kullanıyorum çünkü yalnız kalmak istemiyorum. Yapacak daha iyi planlarım olsa kimseyi aramam bile’ öyle mi?”
“Ya aslında tam olarak öyle de değil. Birlikte olduğum zaman çok da güzel vakit geçiriyorum. Ama süreli olarak tabii. Yani planımız son bulduğunda, süre tamamlanıp herkes evinin yolunu tuttuğunda, bana verilen mutluluğun da sonuna gelmiş oluyoruz.”
“Uyuşturucu!”
“Ne uyuşturucusu?”
“Uyuşturucu etkisi yapıyor üzerinde. Yani o süre aralığında kendini çok iyi hissediyorsun ama sonrasında etkisi geçiyor. Ve etkisi geçtiğinde de kendini böcek gibi hissediyorsun.Tam olarak uyuşturucunun insan üzerindeki etkisi budur işte!”
“Hıhı, e n’apacağız şimdi?”
“Bırakacaksın”
“Hahahahaha neyi bırakıcam erkekleri mi? Keşke erkekleri bıraktırma hattı olsa günde on kere arasalar beni. Kızım hergün en az 8 kere aranır mı insan ya? Seni de arıyorlar mı sigarayı bıraktırma hattından?”
“Evet ve kurtulmanın bir yolu yok herhalde, şikayet edecek bir kurum var mı ki? “
“Ay ne bileyim ben. Bıktım ya bıktım.”
“Neyse siktir et, olay şu. Bağımlılıklarda aniden kesme birinci kuraldır. Yani öyle bir iki kere daha takılayım, efendim bir akşam yemeğinden, bir başbaşa sohbetten bişey olmaz demeyeceksin. Neden? Çünkü düşman kapımızda, seni her an yine pençesine düşürebilir.”
“Yok artık deve. Kızım sen iyice bağımlı ettin beni. İstersen yatarak tedavi et. Yatarak da olmaz ki benim olayımda, olay zaten yatak hahahahaJ
“Tamam o zaman sorma abi sorma bana. Git ne bok yiyosan ye. Takıl heriflerle sonra ilişki istemiyorum mavalını oku, sonra sıkıl. Sonra hiçbişeye konsantre olama.”
“Ya ben anlamadım ki benim ilişki istememe olayımdan buralara nasıl geldik?”
“Şöyle söyleyim, senin bu durumla ilgili bir sorunun var. Aslında hayatında dolduramadığın bir takım boşluklar var bu boşlukları günlük sıradan ilişkilerle doldurmaya çalışıyorsun. Ama tahmin ettiğin gibi olmuyor tabii. Doldurmaya çalıştığın boşlukları dolduramadığında, hızla büyüyorlar.”
“Ay ne çok ‘doldurma’dedin. Canım dondurma istediJ
“E alalım”.
“Yok şimdi ne gerek var fazladan kalori almaya.”
“Dondurmayı fazladan kalori veren diğer yiyeceklerle aynı kefeye koyuyorsan, yeme sen zaten haketmiyorsun onu. Dondurma candır can.”
“Ay neyse sen ye o zaman hakeden insan. Buarada olay aslında sırf senin düşündüğün gibi de değil ha. Bir iki kez duygusal denemem de oldu biliyorsun. Fakat kendimi tam olarak koyveremiyorum.”
“Evet nedeni korkuların. Ve birşey daha var, bence senin hayatta yapman gereken başka şeyler de var. Duygusal ve duygusal olmayan ilişkiler, seni ulaşman gereken asıl hedeften uzak tutuyor. Ne zaman ki sadece kendine odaklanacaksın, o zaman özgür kalacaksın. Ve hedefin senden uzaklaşmak yerine ayağına gelecek.”
“Ya bi yürü git kızım ya, o nasıl konuşma öyle oracle gibi. İki hap koy önüme istersen biri mavi biri kırmızı olsun.”
“İyi be ne bok yersen ye. Fikrimi sormadın mı benim fikri mi sormadın mı, hı?”
“Ya ben sadece duygusallığı çıkarırsak ilişkiden daha güzel olmaz mı ve fakat erkekler buna tam olarak yanaşmıyolar diyordum. Duygusallığın çıkmasını ben sadece yatak olarak algılamıyorum onlar öyle algılıyor. Diyorlar ki duygusallık yoksa o zaman sadece seks vardır. Bence öyle değil aslında. Sevgi de olsun, birlikte vakit geçirme de, hatta sık da görüşülebilir, tüm çiftlerin yaptığı herşey yapılabilir ama sorumluluk olmasın.”
“Tamam ben seni dibine kadar anladım da, böyle bir dünya yok diyorum. İnsanız oğlum biz, karşındakinin ne hissedeceğini uzaktan kumandayla sen mi yöneteceksin? İnsan ilişkisi yahu bu. Sevince, birlikte vakit geçirince tabii ki kıskanacak, tabii ki sorumluluk isteyecek. Yoksa yatıp kalkar zaten niye zahmete girsin.Bence sen anlıyorsun beni ne işine gelmiyor. Hadi söylesene”
“ Anlıyorum seni de işime gemiyor, hahahaha. Neyse tamam böyle bir olay yok diyosun anladım. Ve senin için birşey ifade etmeyen heriflerle de görüşmeyi kes, kendine yönel diyorsun. İyi artık Nirvana’ya erişirim ya da bakarsın daha da kutsallaşıp Rahibe Teresa olurum. Budha da olur. Ay onlar müslümanlara işkence ediyorlarmış gördün mü fotolarını? Hahahha. Abi inanılmaz ya.  Öyle fotolar koymuşlar facebook da gördüm. Kocaman bir budist rahip götü arkadan çekilmiş, elinde çocuk cesedi. İşte bakın inandığınız dinlerin asıl yüzünü görün falan diye birşeyler de yazmışlar. Ve insanlar da bunu paylaşıyorlar deli gibi. Hiç anlamıyorum oğlum ben, biz insan oğlu böyle saçmalıklara inanacak  kadar salak mıyız ki acaba ya?”
“E al işte akıllı geçiniyorsun ama hala salaklık denizinde yüzüyorsun. İşin kötüsü sen çırpındıkça kara da senden uzaklaşıyor.”
“Ay metaforik konuşmalarını yerim senin. Neyse tamam inandırdın beni. Erkekleri bırakıyorum, bir daha da kimseyi hayatıma sokmuyorum”.
“Lan öyle mi dedim ben sana düdük. Yani çıkara çıkara koca konuşmadan bunu mu çıkardın?”
“Ya demedin mi erkekler senin için uyuşturucu gibi çıkar hayatından?”.
“Of bi yürü git ya. Sustum ben al sustum, sen nasıl biliyorsan öyle yap.”
“Ya sen nasıl agresif bir insanmışsın ya? PMS li misin yoksa?”
“Ha heriflerin sorduğu yetmedi bi de sen sor? Niye bu kadar sinirlisin hıyağtımmm regl döneminde misin yoksaaaa ben ni yaptımki şimdi sınağğ?. Sana ne lan düdük? Akan kan üzerinden rant mı sağlayacan?”
“Puhahahhaha, tamam sinirlenme abla. Valla anladım bak dinle. Şuan için herşeye kapılarımı kapatacağım. Evime, işime, kendime falan filan odaklanacağım. Hayatıma biri girecekse zaten girecek ve onun yer ve zamanına ben karar veremem. Doğru mu? Hey şşştt doğru mu diyorum. Bir kafa salla bari ya.”
“Ha? Ay pardon. Şurdaki hatuna bakıyordum. Mıy mıy mıy mıy herifi yedi bitirdi. Ben sana bişey deyim mi erkekler bu mıymıntıları seviyorlar ha. Böyle dobra, eğlenceli, akıllı hatunlar onlara fazla geliyor. Niye? Çünkü üzerlerinde egemenlik kuramıyorlar. O nedenle bekarsın ve o nedenle sana uymayan heriflere takılıyorsun. Keşke biraz böyle mıy mıy olsan.’ Ay ben onu yapamam kiğğ’. ‘Ay ben bilmem kiğğğ’. Böyle böyle heriflerin şefkatlerini uyandırıyor, masum olduklarına inandırıyor şeytanlar. Sonra da efendim ‘bana tek taş al, beni tatile götür, bana bunu yap’. ‘Peki hayatım, peki canım, peki cicim’.”
“Olmaz ben yapamam öyle.”
“Ha iyi yapma da böyle kalırsın işte.”
“Valla olmadığım biri gibi davranmaktansa ölene kadar Rahibe Teresa olarak kalırım.”
“Dinliyordum ben seni buarada. Anlamışsın dediklerimi harfiyen. Aferin.”
“Haahahaha nooldu ‘go to the power’”
“O ne be?”
“Gücüne mi gitti, hahahahaa. Kızım ne acayip adam di mi Yiğit Özgür. Hayatta tanışmak istediğim ikinci mizahçı.”
“Evet öldürücü hakkaten, karikatürler öyle anlamsız bir iki sözle bitiyor ya öldürüyor beniJ
“Aynen en çok sonlarını seviyorum. Genelde sonları seviyorum lan ben galiba ya.”
“Yok şimdi son mon yok. Yeni bir başlangıç var. Hadi göreyim seni. Sadece kendine yoğunlaş bak nasıl özgür kalacaksın.Tereyağından kıl çekermiş gibi olacak. Hayat sana yeni kapılar açacak. Hadi tosunum, yürrüü beee kim tutar seni”
“Ha sen ver gazı. Salağız ya biz. Aikido’ya başlayacağım ben buarada.”
“Ne Aikido’su? Kızım ben sana ne diyorum sen ne yapıyorsun ya. Azıcık kadın ol kadın. Aikido ne?”
“E randevularım olmayınca hayatımda boşuklar olmayacak mı? İşte ne bileyim Urduca falan öğreneyim ya da  Aikido’ya yazılayım diyorum. Niye bakıyosun ki bana öyle şimdi mal mal?”
“Eşşeğin ziki yüzünden”
“Hahahha bayılıyorum seni kızdırmaya. Yok lan yok merak etme. Yeni bişey yapmayacağım. Sadece mevcuta konsantre olacağım. Erkeksi şeyler ve erkekler de yok. Oh mis gibi arınırım artık.”
“Ha tamam işte kızım oturduğumuzdan beri aradığım kelime ‘arınma’ydı. Valla arınacaksın bana güven ya bi güven.”
“İlişki detoksu diyosun. Bi onun detoksu eksik kalmıştı amk.”
“Evet aynen onu diyorum. Hem küfür etmesene sen . Iykkk ne itici. Hiç yakışıyormu senin gibi bir hanımefendiye.”
“Ya sen bana diyosun ya, bence sen bugün uyuşturucu falan gibi bişeyin etkisindesin ha. Bir tuhafsın valla, yani sen sen değilmişsin gibi. Sanki vücuduna üç harfli girmiş. Cık cık cık cık, tahtaya vur tahtaya . Dağlara taşlara... Hahahahhaha. Ha şöyle gül bakalım biraz. Hayat o kadar ciddi değil. Ben de felaketler denizinde yüzmüyorum merak etme. Herşey güzel olacak”
“Olacak tabii. Bak beni dinleyip vücudundan toksinleri atınca nasıl pamuk gibi bir insan oluyorsun. Teşekkür edeceksin bana sonra . Hadi hadi kalk gidelim geç oldu. Yürüyelim hatta. Sen bunları düşün bir yolda. Valla çok mantıklı bulacaksın güven bana”.
 xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
İKİ HAFTA SONRA

“Aloğğğğ”
“Efendim?”
“O nasıl bir telefon açış ya?”
“Ay ne yapayım bebelerle uğraşıyorum.  Bunaldım ya resmen bunaldım. Kim demiş abicim kardeşsiz olmaz diye kim demiş? Çindeki bebelerin hiç kardeşi yok. Ölüyolar mı, bunalıma mıı giriyolarlar, hayat onlar için çekilmez mi oluyor? Nee?”
“Ahh baby ben anlıyorum senin halinden iki bebeli çok zor be. Allah kolaylık versin valla.”
“Evet neyse sağol. N’aparsın sen bir süredir ses seda yok? Perhizi bozmadın di mi?”
“Ay yok be ne bozması yalnız delirmek üzereyim. Sorun randevulardan, seksten falan filan uzak kalmak değil ha, sorun şanssızlığıma yanmam. Ya da şanssızlık da olmayabilir bir tür sınama bu sanırım. Oğlum ben o kararı verdiğim günden beri  karşılaşmadığım kadar çekici, yakışıklı, süper cool herifler karşıma çıktı ya. Olur mu böyle şey, bu reva mıdır? Soruyorum sana. Kızım sokakta, arabada, markette, sinemada, uçakta... Ay sürekli sürekli heryerdeler. Ben kaçtıkça kovalıyorlar sanki. Nedir şimdi bu, bir tür şaka mı?”
“Hayır tatlım onu yiyemezsin, bıraksana onu elinden evladım. Pardon ne diyordun. Sürekli önüne yakışıklılar mı çıkıyor. Hahahaha olaya bak. Kızım yolundan döndürmek için tüm bunlar. Sakın pes etme çekirge başaracaksın. “
“Hakkaten başaracak mıyım ya? Ay çok zor çok. Ne gibi biliyor musun?”
“Ne gibi? Hayırrrrrrrrrrrrrrrr televizyon seyretmek yok. Ay delirtmeyin beni ya. Ha ne diyordun sen?
“Kapatayım istersen sonra ararım.”
“Yok, yok zaten sonra diye de bişey yok. Bizim durum sabit, sen araya gireceksin.”
“Hahaha doğru. Diyeceğim o ki; hani gerçekten perhiz yaparken gözünün önünden böyle yiyecekler, tatlılar, dondurmalar filan geçer ya. Herşeyi yiyecek olarak algılarsın. Mesela biri Mac bilgisayar alır, Mac lafını duymak sana McDonalds dan başka bişey ifade etmez filan. Aynı işte durum. Yalnız bir farkla benim önümden harbiden bu herifler geçiyor ha. Bu şehirde bunca yakışıklı varmış ve önümden geçmek, sinemada yanımda oturmak, markette çarpışmak için sadece ve sadece benim perhize girdiğim anı bekliyorlarmış amk. Süper yani süper”.
“Eee tanıştın mı hiçbiriyle?”
“Hayır valla. Yolda bile başım önde yürüyorum.”
“Sakın pes etme. Meyvelerini çok yakında alacaksın. Hadi güveniyorum sana çekirge”
“Ay çekirge deyip durma ya.”
“Niye ki? Durumu özetliyor işte. Sen öğrencisin ben de öğreten”
“Hahahaha sen bu işe iyi kaptırdın ha. Güzel bir fikir icra ettin diye bir havalar. Buarada fikrinin uygulanabilir olduğu da henüz şüpheli. Bakıp göreceğiz artık, girdik bir yola”
“Ya ben ne dedim. Oyun hamurları masanın üzerinde oynanacak demedim mi? Alooo kime diyorum.  Kızım kapat da ben seni sonra arayım. Birbirlerine girdiler yine.”

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
ÜÇ AY SONRA HAVUZDA

“Aaaa hakkaten sen başın önde yürüyorsun artık ha? Kızım iyice kaptırdın sen bu konuya. Buarada biraz önce suya atlayan herifi gördün mü?”
“Hangi herif?”
“İşte biraz önce atladı ya. Dur çıkınca gösteririm. Ne bu ruhsuzluk buarada.”
“Ne bileyim, bir ruhsuzluk durumu yok aslında. Sadece hayatım çok monotonlaştı.”
“E tabii içinden herifleri çıkarınca.”
“Yoo sırf ondan değil. Hatta herifler hiç aklıma gelmiyor bile denebilir. Baksana adamı görmemişim bile. Ve dediğim gibi sürekli etrafımdalar, onları çekmeye devam ediyorum. Hala sınamadayım sanırım. Ve fakat benim aklımı artık başka şeyler meşgul ediyor daha çok. Kızım evde oturdukça aslında ne kadar fazla para harcadığımı farkettim. Resmen maaş hesabım bir kaç aydır ilk kez ekside değil. İçki de neredeyse hiç içmiyorum. Cildim ışıldadı baksana. Tamamen kendime yöneldim. Spor gayet iyi gidiyor. O çok uzun zamandır yapmak istediğim iş planını da neredeyse hazırladım. Aklımda çok güzel fikirler var hani sana bahsetmiştim ya.”
“Ohhhh beee. İşte bak kararlaştırdığımız noktaya geliyorsun. Sürekli gezip tozmak enerjini başka noktalara kanalize etmene engel oluyordu. Bak şimdi nasıl istediğin şeylere odaklanıyorsun. Ben eminim senin o fikirlerinden de harika şeyler çıkacak. Seninle ilgili birşeyler hissediyorum. Garip bir ışığın var senin, valla güven bana. İçinden güzel bişeyler çıkacak. Doğru yoldasın devam”
“Aslında sanırım artık durmam gerektiğini ben de biliyordum. Sadece senin söylemen tetikleyici sebep oldu. Hep yanımda olduğun ve beni düşündüğün için çok teşekkür ederim babyy.”
“Hoppalaaa duygusala mı bağladık, ağlayacak mıyız şimdi bir de?. Buarada şu monotonlaşma meselesi var ya?”
“Hıhı”
“O işte aşk eksikliği. Aşk da acıkmak susamak gibi eksikliğini gösterir. Sen bir süredir detokslandın. Şimdi artık bünyen aşk, güven, bağlılık, sevgi istiyor. Sorumluluksuz ilişki göt ayağı artık senin için. Sen harbiden güzel bir ilişki yaşamak istiyorsun. Ben eminim karşına yakında çok düzgün bir adam çıkacağına.”
“E ben nasıl anlayacağım karşılaştığım adamın “o” olduğunu. Sürekli başım önde, yabancılarla konuşmuyorum bile diyorum.”
“Ya o zaten gelince gelecek merak etme sen. Ve sen onun “o” olduğunu şıp diye anlayacaksın. Ve fakat sakın diğerlerinde yaptığın hatayı yapma. Sorumluluk istemiyorum, ilişki istemiyorum mavalını okuma. Ve asla ve asla birkaç buluşmadan önce yatağa girme. Bak o zaman senin peşinden hiç ayrılmayacak, takipçin olacak”
“Ne o öyle be takipçi makipçi, twitter da mıyız hahahaha?”
“Aaa bak işte bahsettiğim adam havuzdan çıktı. Çok yakışıklı değil mi ya?”
“Evet öyleymiş harbiden. Vücut, yüz, hey maşşallah. Allah sahibine bağışlasın”
“Yok ben cidden inandım artık senin detokslandığına. Hahahaha yazık bak lan bak. Bakınca bişey olmaz hahahahha, canım yaa”
“Aaa herif buraya doğru geliyor sularını damlata damlata”
“YalarımJ
“Şşştt yaklaştı duyacak”.
“Pardon etrafta sigara içen kimse yok da, sizden bir tane alabilir miyim? Havuzdan sonra keyif sigarası. Kullanmıyorum aslında ama arada iyi gidiyor”
“Bir de orta şekerli ısmarlayın bari yanına”
“Evet aklımdan geçen tam da buydu”
“Biz de kullanmıyoruz buarada. Bira ve patatesleri mideye indirince arada hazım kaçamağı”
“Doğru. Hadi görüşürüz çok teşekkür ederim buarada”
“Rica ederiz”
“ 'Rici ediriğzzzz' , ne ya hahahaha”
“Ne dalga geçiyorsun ki?”
“E eridin karşısında, herifin içine düşecektin. Evlisin sen kızım evli”
“E n’apalım evliysek canlı canlı mezara mı girdik. Hem bakmanın ne zararı var. Süper herifmiş. Sen de baksaydın ya”
“E demedin mi detoks metoks diye. Kızım senin de ne dediğin belli olmuyor ha”
“Buarada herif kesin tanışmak için geldi ”
“Ay n’apayım, şimdilik uzak dursun benden. Kısmet değilmiş.”
“Valla helal! Helal sana çekirge. Hadi içelim!!!. İlişki detoksuna canım”
“İlişki detoksuna!”
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
ALTI AY SONRA
“Alooğğğğğ”
“Efendim?”
“O nasıl bir açış öyle?”
“Biz de sana telefon açışımızı beğendiremiyoruz.”
“Ne bileyim senin çok boktan geldi.”
“Hıhı öyleyim zaten”
“Niye ki ne oldu?”
“Bizim ilişki sıçar”.
“Nasıl yani?”
“Nasıl olacak bok gibiyiz yani”
“Olur öyle dönemsel şeyler uzun ilşkilerde”
“Yok bayağı sıçmış durumdayız”
“Kızım normal ya onca sene, bebeler, falan filan. Hem ilişkideki heyecan da zamanla azalıyor. Sadece birbirinize ayırdığınız vakit öyle az ki. Eski aşık günlerinizdeki ışığı nasıl yakalayacaksın? Bir önerim var. Bebeleri bana bırakın hafta sonu, siz yalnız ikiniz çıkın, yemek yeyin, bişeyler yapın eski günlerdeki gibi. Ben eminim herşeyin çok güzel olacağına, sadece bir kıvılcıma ihtiyacınız var. İşte muhtaç olduğunuz kıvılcımı da ben sağlayacağım.”
“Hmm olabilir bir bakalım. Sen n’aptın?”
“Valla inanmayacaksın ama aşık oldum galiba ya”
“Nasıl, kime?”
“Ona da inanmayacaksın.”
“Ay kimmiş çatlatmasana insanı”
“Hani birkaç ay önce havuzdaki yakışıklıyı hatırlıyor musun?”
“Evet”
“Kızım hani iki gün önce İstanbul’a gittim ya iş için ben.”
“Evet”
“Baktım o, uçakta tam yanımda oturuyor. Şoka girdim inanamadım. Yıllardır uçakta da bir yakışıklıyı yanıma oturtamadım geyiğini yaparım bilirsin. Ya şok oldum resmen şok. Neyse tanıdım tabii ama bozuntuya vermedim. Baktım o da beni tanıdı, başıyla selamlama işareti yaptı. İnanmayacaksın ama kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Ben artık aşk maşk hissedemem sanıyordum. O duygularım öldü sanıyordum. Varlarmış ya varlarmış. Oradalarmış. Sadece uyumuşlar ve uygun zamanı beklemişler.”
“Ben sana demedim mi kızım ay çok heyecanlandım.”
“Eee konuştunuz mu ne oldu sonra, ay delirtmesene adamı?”
“Yok konuşmak istemedim, ben geçip yerime oturdum. Şu detoks meselesine öyle odaklanmıştım ki. Bunun da feyk olabilmesi ihtimaline karşı kendimi kapattım. Kitabımı açtım. Okumaya çalışıyorum. Konsantrasyon monsantrasyon nanay tabii. Bir de kızım herifin öyle bir kokusu var ki, üstüne atlamamak için kendimi zor tutuyorum. Yani parfüm değil teninin kokusu. İnanılmazdı inanılmaz”
“Eeee?”
“Sonra baktım kolunu benim koyduğum kolçağa koyuyor. Onca zamandır seks yapmamışım, oracıkta atlayıvereceğim herifin üzerine zor tutuyorum kendimi zaten. Sonra böyle kollar çarpışınca ikimiz göz göze geldik. Baktım gülümsüyor. Ben de hemen gülümsedim. Ama öyle otuz iki diş değil böyle küçük bir tebessüm.”
“Ay yerim senin tebessümünü eee?”
“E si konuşmaya başladık işte.’Tanışıyoruz değil mi?’ ‘Havuz’ falan filan. Karşılıklı şakalar, espriler, kıkırdamalar. Havuzdan çıkıp biz iki güzel hatunu görmüşmüş, yanımıza gelmeden edememişmiş. Sigarayı bahane etmişmiş. Aslında hakkaten çok çok az içermiş de falan da filan da. Baktım iyice kaptırıyorum. Kendi kendime dur dedim. Sonuçta ne olur ne olmazdı. Ya o değilseydi boşuna perhizi bozacaktım. Biraz konuşmalara ara verdim geçiştirdim. Baktım bozuldu azıcık. Aslında anladığım telefonumu filan isteyecekti. Ama yemin ederim vermeye korktum.”
“Ya kıza bak vur dedik öldürdü. Kızım o kadar da abartmasaydın ya. Tamam perhiz falan filan, bak konuşmamızın üzerinden altı ay geçti. Sakin ol. Şşşşşttt geçtiii”
“Tamam dur dinle.  Zaten uçuş kırkbeş dakika şıp diye geçiverdi. Toparlandım o da toparlandı. Baktım telefon filan istemedi. Ben ayaklandım, müsaade istedim önünden geçiyorum. ‘Bir saniye’ havaalanında bir kahve içsek mi?’ dedi. O an hakkaten düşüp bayılmamak için koltuğun kenarına yaslandım. Dizlerinin bağı çözülmesi diye birşey varmış. Valla varmış o an şahit oldum ben. Ve sonra abicim aslında arzudan geberirken ‘hayır teşekkür ederim, bir dahaki sefere artık. Acele işe yetişmem gerekiyor’ deyiverdim. Kızım bilmiyorum kimdi o lafı diyen. Ama yemin ederim ben değildim. Bana ne olmuş ya. Ne yaptın ya bana büyü mü? Ühü ya ühü kaçırdım herifi.”
“Aa deliye bak, bana ne kızım. Ben sana hayatın boyunca heriflerle takılmayacaksın mı dedim. Sadece hissetmeden aşki olaylara girme dedim. Tüh be, buna hissetmişsin de bak. Yazık oldu şimdi. Neyse sakin ol. Benim inancıma göre, o adammla tanışman gerekiyorsa tanışırsın. Birşeyler yaşaman gerekiyorsa da yaşarsın. Bak tanıştıktan birkaç ay sonra nasıl karşına çıktı. Eğer kaderinde varsa tekrar karşına çıkacak güven bana. Sen sadece şimdi takılıp kalma, çok da üzerinde düşünme. Sana yemin ediyorum karşına tekrar çıkacak”
“Sağol ya valla içimi rahatlattın. Çok üzülmüştüm. Neyse şimdi kendimi daha iyi hissediyorum. Su akar yolunu bulur. Sakin kalmalıyım. Bu arada sen şu haftasonu bebeleri bırakma meselesini bir düşün. Uyarsa ara beni. Hadi şimdi kapatıyorum.”
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
SON KONUŞMANIN ÜZERİNDEN İKİ AY GEÇMİŞKEN KITIR
“Alooğğğğğğ, nerdesin kızım ya on dakka oldu”
“Ya ben bir yarım saat kadar gecikeceğim. Daha evden bile çıkamadım. Sen biranı al, kokoreçi beraber alırız. Hadi kapatıyorum”
“Tamam, tamam acele etme”
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
“Ay çok pardon çok geciktim ya. Çıkamadım ki evden. Aaaa ne o yüzündeki aptal gülümseme?”
“Anlatsam inanmazsın ki.”
“Bebe mi burdaydı?”
“Evett Allahım evett burdaydı ya burdaydı.”
“Nasıl ya dur baştan bir anlat bakayım”
“Ya işte sen gecikince ben kasanın orada sıraya girdim. Baktım arkamdan tanıdık bir ses geliyor ‘üç oldu’ diye. Bir baktım o. Yine yüreğim ağzıma geldi. Sana yemin ediyorum kasanın önündeki çıkıntıya tutunmak zorunda kaldım düşmemek için. “
“Ee sonra, yavaş yavaş anlatmasana kızım”
“Dur ya lafları toparlayamıyorum bak ağzım kurudu. Neyse ben de dönüp gülümsedim. Sanki çok sıradan bir olaymış gibi bizim sürekli karşılaşmamız. ‘Anlaşılan tesadüfler seni pek şaşırtmıyor’dedi. ‘yooo sadece tesadüflere inanmıyorum, her tesadüf aslında planlı bir olayın sonucudur’ dedim. O da ‘uzak doğu dinleri, karma, omm’ filan gibi şeyler saçmaladı, gülüştük. O sırada sıra bana geldi, bu üzerimden parayı uzatıp ‘iki bira’ dedi, benim ağzımı açmama bile fırsat vermeden. Sonra da biraları alıp gözüyle takip et işareti yaptı. Koyun gibiydim ya bildiğin koyun arkasında. Sonra oturduk masaya. O da arkadaşlarıyla oturuyormuş. Tam kalkıyorlarmış. Beni görünce onları göndermiş bu benim peşimden gelmiş. Kızım bu anlatıyor ben gözlerinde kayboluyorum. Bildiğin aptal aşık yani. Saçmalamamak için ağzımı açmıyorum. “
“Ah çok heyecanlı ya, eee?”
“Ne bileyim işte laf lafı açtı. Sen zaten kırkbeş dakika filan geciktin. Hahahaha bizim süremiz kırkbeş dakikaymış buarada. Kırkbeş dakika sonra ilişkimiz kendiliğinden imha oluyormuş.”
“O ne be?”
“Hani uçakta da sadece kırkbeş dakika beraberdik ya, ona gönderme yaptım”
“Haaa, neyse devam et”
“İşte ordan burdan konuşuyoruz. Konu ilişkilere geldi.’ Sevgilin yok mu’ dedi?”
“Ben de ‘yok, senin var mı?’ dedim.”
‘Benim biraz garip bir ilişki anlayışım var, sıkıya gelemiyorum, kızlar da bundan pek hazetmiyolar’. dedi.
‘Neymiş o kızların pek hazetmediği ilişki anlayış’ dedim.
‘Yani işte bilirsin, öyle kendini çok fazla kaptırmalar falan filan olmadan ama normal bir ilişkiden de uzaklaşmadan, sorumlulukların minimum da özgürlüklerin çoğunlukta olduğu bir ilişkiden bahsediyorum’ dedi.
“O an öyle şaşkın bir ifadeyle bakmışım ki, o da aynı şaşkın bakışlarla karşılık verdi. İnanabiliyor musun ya? Aylar önce benim istediğim ilişki türünden bahsediyordu adam. Ben sana ne demiştim. Benim gibi düşünen birini bulacağım sonunda dememiş miydim ya dememiş miydim. Al işte adam tam olarak benim kasdettiğim şeyden sözediyordu.”
“Allah Allah valla ben direk şoka girdim ha. Yani öyle karma marma falan filan inanırım da bu kadarı da fazla gerçekten. Tam bir sınav gibi oğlum başına gelenler. Sen ne dedin Allah aşkına çok merak ettim.”
“Dedim ki ‘yok öyle don olsun kıçıma değmesin’. Puhahahhahahaha aylar önce senin bana söylediğin şeyi ben ona söyledim. İnanabiliyor musun? Ve ben buna gerçekten inanarak söyledim. Onca ay sonra baktım da kendime, gerçekten böyle bir saçmalık olabileceğine nasıl inanmışım Allahım ya?”
“Valla çok şaşkınım abi, bu nasıl bir hikaye oldu ya? Eee o ne dedi sen öyle söyleyince”
“Kızım çok komik bişey söyledi herif. Öyle kalakaldım ben. Dedi ki ‘ o zaman tanga giyeriz, yapacak bişey yok’ hahahahhaha”
“Puhahahhahaha, herif çok komik ve hazır cevapmış”
“Aynen. Sonra zaten çok oturamadı. Dişçi randevusu varmış. Telefonumu istedi. İlişki perhizinde olduğumu, veremeyeceğimi söyledim. Güldü bayağı bir. ‘Tamam’ dedi. ‘al bak bu benim numaram. Tanga, g-sting filan seversen ararsın. Sevmezsen de ararsın. Zaten perhizdeymişsin, eşit durumdayız. Ah işte böyle ya. Var mı böyle bir hikaye. Kızım heyecandan yerimde duramıyorum”
“Valla ben de öyle ve çok şaşkınım. Sen şu perhizden çık artık bence.”
“Bence de ama bunca aylık perhizin bozulması için adamın bunu haketmesi gerekiyor. Tanga meselesi canımı sıktı ama belki de kaderin bu aşk biçimini karşıma çıkarmasının nedeni vardır.Onca zaman bekle böyle bir adamla tanışmak için, hiç karşılaşma, sonra bir gün bu fikri saçma bul, kader karşına bu adamı çıkarsın. Muhakkak bundan da öğrenmem gereken birşeyler var.”
“Kızım abartma lan, yakında budist rahip olup çıkıcan diye korkuyorum. Pembe aura, meditasyon, karma falan filan. Allah muhafazaJ
“Hahahahhaha, yok bee hadi içelim.”
“Kadere”
“Kadere”
“Arayacak mısın buarada?”
“Ararım da üç gün kuralını uygulayacağım.”
“Neymiş o?”
“Hani herifler yapıyor ya, telefonunu alınca üç gün bekletip üçüncü günün sonunda arıyorlar”
“Hahahaha mantıklı. Buarada güzel fikirlerin ne alemde”
“Valla hayata geçirmeme çok az kaldı, fikirlerim çok beğenildi. Bakalım şimdilik bekliyoruz. Buarada sana çok teşekkür ederim ya hakkaten.”
“Ne teşekkürü”
“E kızım şu durumdaysam ve mutluysam bu senin sayende oldu.”
“Saçmalama”
“Valla, sen toparlanmamı sağladın”
“Hayır sen zaten toparlannmak istiyordun ben sadece sana duymak istediklerini söyledim”
“Öyle bile olsa, çok güzel söyledin. İnanılmaz etkili oldu. Şimdi mesela bu adamla olmasa bile hiç üzülmem. Çünkü ben aslında şu hayatta neyin önemli olduğunun farkına vardım.”
“Neymiş ki hayatta ki en önemli şey?”
“BENİM. Yani kendimiziz. Hayatta hiçbirşey kendimizden kıymetli değil. Eğer biz kendimize yeterli özeni ve kıymeti göstermezsek başka birinin göstermesini beklemek saçmalık olur. Bazen koşuşturma içerisinde bunun önemini unutuyoruz. Ama artık bunaldığımız zamanlarda durup içimize, kendimize yönelmemiz, yüreğimizin sesini dinlememiz lazım. Gerçekten sadece ona odaklanıp dinleyince aslında bize gerekli olan şeyi söylüyor. İşte sen bana içime yönelmem gerektiğini hatırlattın. Bir elliliği hakettin hadi yine iyisin”
“Ooo sen iyice filozofa bağlamışsın kızım. Ben çok da farkında olmadan seni güzel bir şeye yönlendirdiysem ne mutlu bana. Harbiden. Bak yine gözlerim doldu. Evet tamam sorma PMS’liyim, duygusala bağladım”
“Seni seviyom”
“Ben de seni seviyom”
“Buarada eski hovardalık günlerimi de özlemiyorum desem yalan olur ha. Keşke hem hovardalık hem aşk bir arada tezahür edebilse ya”
“Yok kızım öyle don olsun kıçıma değmesin”
“Hahahhahahahahha”
                                                                  SON
 
;